24 Eylül 2013 Salı

Kronik ya da Tekrarlayan Orta Kulak Enfeksiyonları olan Çocuklarda Biyofilm Oluşturan Bakterilerin Adenoid Üzerindeki Topografik Dağılımı

Bakteriyal biyofilmlerin akut ve kronik orta kulak enfeksiyonları da dahil üst solunum yolu hastalıklarında önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu durum antibiyotik direnci ve tekrarlayan enfeksiyonlara yatkınlık yaratmaktadır. Kronik ya da tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları olan çocuklarda nazofarinksin dirençli bakteriyal biyofilmler için bir rezervuar görevi gördüğü bilinmektedir. Daha önceki çalışmalar, tekrarlayan akut otitis media (AOM) geçiren çocuklarda normallere göre daha fazla nazofarinkste biyofilm oluşturan otopatojen bulunduğunu ortaya koymuştur. Eskiden efüzyonlu otitis media (EOM), steril bir inflamasyon olarak düşünülürdü. Ancak, bakteriyal biyofilmler uzun süreli efüzyonlu otitis mediası bulunan çocuklarda orta kulak mukozasında da gösterilmiştir.
Elektron mikroskopik çalışmalar, tekrarlayan akut otitis medialı çocuklarda biyofilmlerin adenoid (geniz eti) üzerindeki mukozanın neredeyse tamamını kapladığını göstermektedir. Hipertrofiye uğrayan adenoidler Eustachi tüpü (ET) ostiumunda kronik tıkanıklık yaratarak orta kulak ventilasyonunun bozar, ET ve orta kulağa bakterilerin periyodik olarak yayılmasına yol açar.
Torretta ve arkadaşlarının yaptığı çalışmaya göre bir yıl süre ile ameliyat edilen 45 çocuk hastadan birisi nazofarinks çatısı (NC), ikisi ET ostiumlarından olmak üzere 3’er adet toplam 135 adenoid biyopsisi alınmıştır. Hastaların yaşları 4 ile 13 arasında değişmektedir ve medyan yaş 7’dir. Hastaların ameliyat endikasyonu tekrarlayan AOM veya persistan EOM’ye neden olan kronik adenoidittir. Kronik adenoidit tanısı adenoid hipertrofisinin yanı sıra devam eden nazofaringeal inflamasyon veya enfeksiyon [6 ay içerisinde antibiyotik tedavisi gerektiren 3 ya da 12 ay içerisinde antibiyotik tedavisi gerektiren 4 adenoidit atağı], akut inflamasyon bulgusu olmaksızın adenoid yüzeyini kaplayan persistan mukus sekresyonunun ve/veya persistan orta kulak efüzyonunun 3 aydır bulunması, ve/veya tekrarlayan AOM [6 ay içerisinde 3 ya da 12 ay içerisinde 4 adenoidit atak] ile koyulmaktadır. ET ve NC örneklerinde en çok üretilen bakteri Staphylococcus aureus iken her iki örnekte de Moraxella catarrhalis ve Streptococcus peneumonia ile takip edilmektedir. Oransal olarak Staphylococcus aureus NC’de daha çok üretilirken, Moraxella catarrhalis ve Streptococcus peneumonia ET’de daha fazla üretilmiştir. Ancak, bu farklar istatiksel olarak anlamlı düzeyde değildir.
ET örneklerinde (%72), NC’na (%53) göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla biyofilm üreten bakteri üremiştir. Her iki bölgeden elde edilen bakterilerin çoğunluğunun biofilm üretme kapasitesi zayıf olan gruptan olduğu belirlenmiştir (ET için %59, NC için %58). Polimikrobial biofilmlerin ET bölgesinde (%19) NC’ye (%8) göre daha fazla olduğu görülmüştür.
Bu çalışma, adenoid alt bölgeleri arasında bakterilerin dağılımı ve tespit edilen bakterilerin biyofilm üretme kapasiteleri hakkındaki ilk çalışmadır. Biyofilm oluşturan bakterilerin tam eradikasyonu için adenoidlerin tam olarak çıkarılması gerekmektedir. Bu nedenle kör cerrahi teknik yerine doğrudan intraoperatif görüntüleme tercih edilerek ET ağzına yakın bölgelerdeki adenoid dokusu da temizlenmelidir. 
Torretta, SaraDrago, LorenzoMarchisio, PaolaGaffuri, MicheleAlessandro Clemente, IgnazioPignataro, Lorenzo. "Topographic Distribution of Biofilm-Producing Bacteria in Adenoid Subsites of Children With Chronic or Recurrent Middle Ear Infections." Annals Of Otology, Rhinology & Laryngology 122, no. 2 (February 2013): 109-113. Psychology and Behavioral Sciences Collection, EBSCOhost (accessed September 18, 2013)
Doç.Dr. Haldun OĞUZ – www.haldunoguz.com

Vokal Kord Lökokeratozu Klinik Sınıflaması ve Tedavisi

Vokal kord lökokeratozu, erişkin laringeal papillom ve kronik hipertrofik larenjit ile birlikte laringeal prekanseröz lezyonlar olarak kabul edilmektedir. Lökokeratoz klinik bir tanımlamadır. Anormal epitelyal hipertrofi veya displazi nedeniyle oluşan vokal fold epitelyal ya da keratotik tabakasında bir artışı ifade eder. Lezyon vokal foldun bir bölümünde ya da tamamında görülebilir, derinliği çok farklı olabilir. Tıbbi hikaye, etioloji, neden ve tutulum derinlikleri farklı olduğundan tedavi ve prognozları da farklılık gösterir. Ma ve arkadaşlarının bir yıl içerisinde tedavi edilen 360 lökokeratoz hastası içeren serleri ile ilgili veriler şu şekildedir:
·         332 erkek, 28 kadın hasta
·         Yaş aralığı 18-78 (ortalama 48)
·         Semptomlar: Ses kısıklığı %91, yabancı cisim hissi %9; süresi 1-36 ay
·         60 olgu bilateral, 29 olguda yerleşim ön komissürde
·         21 olgu konservatif tedavi (fonasyon kısıtlaması, oral antiinflamatuar ajanlar, oral antiasitler ve budenoside), takip aylık olarak lezyon ortadan kalkana kadar uygulanmıştır.
·         339 hasta cerrahi ile tedavi edilmiştir; asıl lezyonun karşısında yer alan lökokeratoz için submukozal kordektomi, tip II ve III sulkus ile birlikte olan lökokeratozlar için mukozal dilimleme ve tarama, bilinen bir nedene bağlu olmayan lökokeratozlar için parsiyel subligamental veya transmuskuler kordektomi uygulanmıştır. Takip ilk yıl her ay, ikinci yıl iki ayda bir yapılmıştır.
Hikaye, video görüntü ve mikroskopik morfolojilerine göre lezyonlar 4 gruba ayrılmıştır:
Tip I – inflamatuar lökoplaki (#21, %6): Bilateral, beyaz membran benzeri görünüm, 2 hafta – 2 ay arası hikaye; ÜSYE, aşırı öksürük, aşırı alkol kullanımı, sesin aşırı kullanımı, ani başlangıçlı ve belirgin ses kısıklığı ile birlikte. Yaklaşık 2 aylık konservatif tedavi ile belirtiler belirgin şekilde düzelir.
Tip II – friksiyonel polip (#76, %21): Polibin karşısındaki kordda unilateral, sınırlı, lokal mukozal kalınlaşma ile karakterize.
Tip III – sulkus vokalis (#68, %19): Aynı yönde bulunan tip II veya III sulkus vokalis ile birlikte. Bu vokal fold üzerinde değişik derinlik ve uzunlukta yarıklar vardır ve lezyonların tabanı yarığın dibinden verrüköz, anguler veya eğimli olarak çıkar.
Tip IV – basit lökokeratoz (#195, %54): Mukozaya sınırlı olabilir ya da submukozaya uzanabilir. Yama gibi, verrüköz veya papiller olabilir. Sınırlı olabilir veya tüm kordu tutabilir.
Tip I lezyonu olan olguların tamamı 2 ay içerisinde konservatif yöntemle iyileşmiştir.
Tip II lezyonlara submukozal rezeksiyon yapılmıştır, tip III lezyonlara mukozal dilimleme tedavisi uygulanmıştır. Tip IV lezyonların 162’sine subligamental, 33’üne transmuskuler kordektomi uygulanmıştır. 31 olguya 3-12 ay sonra tekrar cerrahi uygulanmıştır. Tek cerrahi ile kür oranı %91’dir. Tüm olgularda kanser görülme oranı (22/360) %6,1; cerrahi olan olgularda (22/339) %6,5; tip I-III lezyonlarda %0, tip IV lezyonlarda (22/195) %11’dir.  
Tip II ve III lezyonların cerrahisi sonrası bir ay kadar süren mukoza konjesyonu, iki ay kadar süren psödomembranöz materyal izlenmiştir. Mukozal dalga hareketinin en iyi haline dönmesi yaklaşık 2 ay almıştır. Tip IV lezyonların son halini alması 6 ay kadar sürebilmektedir.
Patolojik spesimenler WHO intraepitelial vokal kord lezyonları sınıflamasına göre değerlendirildiğinde, ilk cerrahi sonrası, olguların %20’sinde basit hiperplazi, %42’sinde hafif displazi, %29’unda orta derecede displazi, %7’sinde ağır displazi ve %3’ünde carcinoma in situ belirlenmiştir. Ağır displazi bulunan olguların yarıdan fazlası (13/22) ikinci cerrahi sonrası yassı hücreli karsinom tanısı almıştır.  

Ma LJ, Wang J, Xiao Y, Ye JY, Xu W, Yang QW. Clinical classification and treatment of leukokeratosis of the vocal cords. Chin Med J (Engl). 2013 Sep;126(18):3523-7. PubMed PMID: 24034102.

Doç.Dr. Haldun OĞUZ – www.haldunoguz.com

18 Eylül 2013 Çarşamba

MALLEUS VE STAPESİN OLMADIĞI DURUMLARDA OSSİKÜLOPLASTİ

GİRİŞ
Mallesun olması ossikoplasti için önemli elemanlardandır (Moretz 1998-Laryngoscope, Domhoffer 2001-OtolNeurotol, Albu 1998-AmJOtol, Black 1992-AmJOtol). Malleusun olmadığı durumlarda bunun replase edilmesine yönelik teknikler denenmiştir (Fisch 1994, Wehrs 1982-OtolRhinolLaryngol, Black 2002-OtolNeurotol). MRP'nin amacı TORP yada PORP gibi bir kolumellanın atılım reaksiyonlarını önlemektir.

TEKNİK
MRP 0.8 mm çaplı handle ve 0.3 mm çaplı Y şeklinde iki ayağı olan titanyum bir elemandır. Protezin ayakları DKY'da anulusa 0.6 mm tur ile açılan deliklere yerleştiriip, cement ile tutturulur. MRP'nin iki kolu sağ kulak için anulusta saat "9" ve "11" hizasına yerleştirilir. Açılacak bu iki tünel için tur hızı çok düşük olmalı ve kemikte ısıya bağlı nekroz gelişmemelidir. Protezin handle bölümü de PORP yada TORP ile ilişkilendirilir.

MATERYAL-METOD-SONUÇLAR
Malleusun bulunmadığı olgularda DKY'na yerleştirilen özel bir Malleus Replasman Protezi kullanılmış ve vibrasyon özellikleri lazer dopler vibrometre ile incelenmiş. 18 yıllık bir sürede malleus ve stapesi olmayan 92 olgu çalışmaya alınmış. Bunlardan 32'sine zar ve stapes tabanı arasında TORP uygulaması yapılırken, 58 olguda MRP ile stapes tabanı arasına TORP yerleştirilmiş. Fonksiyonel sonuçlar ABG, BC ve AC eşiklerinin ölçülmesiyle karşılaştırılmış. MRP kemik DKY'na cevment ile fikse edilerek osseos integrasyonu sağlanmış. Postoperatif 3.ayda ABG MRP gurubunda 12,5 dB iken, TORP grubunda 23.3 dB bulunmuş. 10 dB altında ABG TORP'da %37, MRS'de %58, 20 dB altında ABG ise %48'e karşın %79 bulunmuş. Ortalama AC kazancı TORP'da 11 dB, MRP'de 21 dB bulunmuş. Benzer anlamlı sonuçlar postop.12.ayda da elde edilmiş.

TARTIŞMA
Wehr neomalleus olarak homolog greftler önermiştir. Genellikle kademeli girişim gerektirir (1992). Black otogreft neomalleus tekniği tanımlamıştı. Bu çalışmanın yazarları da TORP stabilitesi için silastik band ile protezi stapes başına bağlamışlardı. Zar ile taban arasına konulan TORP olgularında dislokasyon ve rejeksiyonlar %50'ye yakın gelişirken, MRP taban arası yerleştirilen 58 olgudan ancak 2'sinde dislokasyon gelişmiş. Ancak MRP'nin de rejeksiyon problemi olduğu için zar ile arasına öncelekri "T" şeklinde, daha sonraları geniş kartilaj interpozisyonları yapmak gerekmiştir. Eğer kemik fiksasyonunun sistemin vibrasyonuna engel olmadığı LDV ile ölçülse de bu ihtimal söz konusu olabilir. Bu durumda neo-maniburiumun, ayaklardan kesilerek kemiğe fiksasyonunun kaldırılması mümkün olacaktır.

KAYNAK
Vincent R, Bittermann AJN, Wenzel G, et.al. Otol Neurotol 2012; 34(1):83-90
--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com

29 Ağustos 2013 Perşembe

İÇ KULAK AKUSTİK TRAVMALARINDA OZON TEDAVİSİ

Akustik travmaya bağlı işitme kayıplarında vazodilatatör ve antioksidan özellikleri nedniyle ozon tedavisi faydalı olabilir mi? 
8 fareden oluşan 4 gruptaki farelenrh ilk gruba 4 saat boyunca 105 dB SPL beyaz gürültü uygulanmış. İkinci gruba akustik travma uygulamasından 1 gün önce ozon tedavisi verilmiş. Üçüncü gruba akustik travma uygulanmadan sadece ozon tedavisi verilmiş. Dördüncü grup kontrol olarak kullanılmış.Bütün farelere akustik travmadan sonraki 1., 5. ve 10. günlerde DPOAE ve ABR uygulanmış.
İlk grupta akustik travmanın etkileri tüm ölçümlerde görülmüş, ikinci grupta akustik travma bulguları 5. ve 10.gün ölçümlerinde düzelme göstermiştir.
KAYNAK: Yenigün A, Aksoy F, Doğan R, Yılmaz F, Veyseller B, Özturan O, Öztürk B. Int J Ped Otorhinolaryngol 2013; 77(9): 1512-7.
--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com

27 Ağustos 2013 Salı

GENOM HARİTASI

Tıpta yeni bir devir başlıyor. Artık herkes kendi genom taramasını aşırı olmayan bir ücretle yaptırabilecek. Genom taraması ile ortaya çıkan DNA haritası bir kişinin gelecekteki sağlık sorunlarını hatta çocuklarının ve torunlarının ilerdeki sağlık durumlarını aydınlatıcı kalıtım bilgiler taşımakta.
İnsan genomunu belirlemek amacı taşıyan ilk proje, ortalama bir insanın genomunu belirlemek üzere 1990'da başlatılmıştı. Onlarca uzmanın görev aldığı proje 10 yıl süre almış ve 3 milyar dolara malolmuştu. Projenin 2000 yılında tamamlanması ABD başkanı Bill Clinton ve İngiltere başbakanı Tony Blair tarafından "tüm çağların en özel günü" olarak duyurulmuştu. 2001 yılında açıklanan ilk verilerin düzeltilmesi ve düzenlenmesi 2 yıl daha sürmüştü.
Bir genom taraması yapmak, yani DNA haritası çıkarmak, birkaç yıl öncesine kadar gene milyonlarla dolara malolan, ancak araştırma kurumlarında veya belli büyük üniversite hastanelerinde yapılabilen ve aylar süren bir süreçti. Yeni gelişmeler bu sürecin maliyetini 1000 dolara, süresini de saatler mertebesine indiriyor.
Peki DNA haritanızı bilmek size ne kazandıracak? DNA tüm biyolojik özelliklerin kodlanarak saklandığı bir molekül. Ona bir sır küpü de diyebilirsiniz. Boyunuz, göz renginiz, kan grubunuz, cildinizin kuru veya yağlı olması oradan belirlenmiş. Kalp, beyin, böbrek, karaciğer ve tüm organlarınızın ilerde nasıl bir sorun çıkarmaya yatkın olduklarını DNA'daki genler söylüyor. Hatta birçok bilimci, kişiliğiniz, huyunuz, suyunuz genlerle belirlenmiştir demekteler.
DNA'nızı bilmek, bir hastalık durumunda size özel tedavi uygulamayı mümkün kılmakta. Bazı hastaneler şimdiden kanser hastalarının tedavi yollarına belirlemeden önce hastanın genomuna bakmaya ve tedaviyi ona göre biçimlendirmeye başladılar. Yaşamı tehdit eden durumlarda bir genom taraması, doğru müdahale biçiminin belirlenmesinde yardımcı olabilir.
Bazı öngörülere göre gelecekte herkesin belki daha çocukken genom taraması yapılarak, ona sağlıklı bir yaşam için yaşam biçimi, diyet ve dikkat etmesi gereken hususlar söylenebilecek. Bir hastalığın taşıyıcısı olup olmadığı bildirilecek. İlerde hangi organında bir sağlık sorunu yaşayabileceği bilinecek. Hastalık durumlarında en uygun ilaçlar, minimum yan etkiler sağlanarak verilebilecek. Normal kontrollar (check-up) sırasında tekrar bir tarama yapılarak bir değişiklik olup olmadığı belirlenebilecek.
Çok düşük ücretlerle genom taramasını mümkün kılacak makineleri üretmek üzere olan birkaç firma var. Başta, Ion Torrent olmak üzere Illumina, Pacific Biosciences, Complete Genomics, ve Oxford Nanopore bir an önce piyasaya çıkmak için harıl harıl çalışmaktalar.
Genom taramasının ucuza ve kolay yapılabilmesi, antibiyotikler gibi veya MR tomografi vb görüntüleme cihazları gibi, tıpta yeni bir devrimi gösteriyor.


--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com

23 Ağustos 2013 Cuma

TİNNİTUSTA İNTRATİMPANİK DEKSAMETAZON TEDAVİSİ

Kronik tinnitusta intratimpanik deksametazon tedavisinin (ITD) etkinliği plaseboya karşı çift kör araştırılmış. Kore'de 2006-2007 yılları arasında 2 gruba ayrılan 30 kronik tinnitus olgusu takip edilmiş. Çalışma grubuna 2 hafta içinde 4 kez kortizon, diğer gruba SF enjekte edilmiş. Tedaviden 4 hafta sonra hastalar anket uygulamasıyla, tinnitus handicap index (THI), tinnitus matching ve tinnitus frekansı ve süresi açısından ölçümller yapılmış.
Sonuçlarda ITD/plasebonun etkinliği ankete göre %33/%28,5, THI için %33/%40, Loudnes Matching için %33/%26,7 bulunarak istatistiksel olarak farklı değildi. 6 aylık takipten sonra yapılan ölçümler de benzer sonuçlarla anlamlı değildi.
Belki ITD tedavisi seçilmiş belirli grup hastalarda kullanılsa daha farklı sonuçlar bulunabilir.

Kaynak: Choi SJ, Lee JB, Lim HJ, In SM, Kim JY, Bae KH, Choung YH.Laryngoscope. 2013 Apr 25. doi: 10.1002/lary.24126. [Epub ahead of print]

Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com
 

22 Ağustos 2013 Perşembe

AURİKULA KELOİDLERİNİN TEDAVİSİNDE RADYOFREKANS UYGULAMASI

Aurikula keloidleri sık tekrarladığı için problemli olgulardır. Radyofrekans tedavisi kontrollü skar oluşumu etkisiyle bu antitenin tedavisinde kullanılabileceği düşünülmüş. Bu amaçla 13 aurikula olgusuna RF uygulaması yapılmış. Sonuçlar 6 sında iyi, 5 inde orta, 1 inde etkisiz bulunmuş. 1 olgu takip edilememiş. Takip süresi kısa da olsa aurikula keloidlerind RF uygulamasının ümit verici olduğu öne sürülmüş.

Kaynak:Klockars T, Bäck LJ, Sinkkonen ST. Clin Otolaryngol. 2013 Aug 20. doi: 10.1111/coa.12169. [Epub ahead of print]


Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com