26 Mart 2014 Çarşamba

AKUT İÇ KULAK NEDENLİ TİNNİTUS TEDAVİSİNDE AM-101 TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİ - ÇİFT KÖR RANDOMİZE FAZ II ÇALIŞMASI

GİRİŞ
Tinnitus Amerikan toplumunda %25 oranında görülmekte ve %8 olguda sık tekrarlamalar göstermektedir. Avrupa toplumunda %7-14 olgu tinnitus yakınmasıyla doktora başvurmakta, dayanılmaz derecede can sıkıcı tinnitus ise insanların yaklaşık %1-2,4'ünde rapor edilmektedir. 
Tinnitus tedavisinde TRT veya Cognitive Behavioral Therapy başarıyla kullanılsa da, uluslarası standartları henüz oluşmamıştır ve hala ilaç tedavisi arayışları devam etmektedir.
AM-101 (Esketamine hydrochloride jel - Auris Medical AG, Basel, Switzerland) non-kompetetive NMDA reseptör antagonisti olan ve tinnitus tedavisi için geliştirilen küçük moleküllü bir ilaçtır. NMDA, N-metil-D-aspartat reseptörü olup, bir çeşit glutamat reseptörüdür ve sinaptik plastisite ve hafıza fonksiyonu ile ilgilidir.
Kohlear NMDA reseptörleri iç saçlı hücrelerin postsnapslarında bulunur ve akustik travma veya hipoksi ile tetiklenen glutamat eksitotoksisitesi sonrasında neosinaptogenesis süreciyle üstregülasyonu yapılır. Kohlear neosinaptogenezisi sırasında glutamat, NMDA reseptörlerini aktive ederek nörotrofik etki yapar. Oditör sinirlerin bu şekilde, sinaps onarımları ve yeniden gelişimleri sırasnda NMDA reseptörleri aracılığıyla aberan bir eksitasyon oluşturarak "fantom ses" oluşturduğuna inanılmaktadır.
İnanılan odur ki, kohlear tinnitusun başlağıç fazı primer oditör nörondaki NMDA reseptörlerinin uyarılmasına bağlıdır ve bu pekiştirme dönemindeki (consolidation window) hafıza sürecine benzerlik göstermektedir. AM-101 bu aşamada, olay santralize olmadan veya işitsel sistemin veya beynin daha üst bölgelerinde hafızaya yerleşmeden önce tinnitusu tedavi etmek amacıyla kullanılır. AM-101 hyaluronik asit jeli ile birlikte formülize edilerek intra-timpanik olarak uygulanır ve yuvarlak pencece yoluyla kohleaya ulaşması sağlanır. Böylece sistemik etkileri önlenmiş olur.
AM-101 faz I-II çalışması olarak 24 akustik travmaya bağlı tinnitus olgusuyla, 19 AIK olgusunda 0,81 mg/ml konsantrasyonda tek doz verilmesiyle uygulandı ve tinnitus yakınmasında 60 güne kadar süren bir iyileşme tespit edildi. Bu dozda tespit edilebilen plazma konsantrasyonları ancak 0,3 ng/ml'nin altında bulundu. 
Bu öncü çalışmanın ardından daha geniş hasta gruplarındaki etkinliği araştırılmak istendi. Bu çalışmada otitis media olgularına bağlı tinnitus olguları da katıldı. Uygulama 3 keze ve takip süresi 90 güne uzatıldı.

MATERYAL VE METOD
Bu çalışma Almanya, Belçika, Polonya ve Hollanda'da bulunan 28 ayrı merkezde eş zamanlı, plasebo kontrollü ve çift kör tekniğiyle yapıldı.
Çalışmaya akut akustik travma, idiopatik AIK, AOM (3 aydan daha yeni), 18-65 yaş arası tinnitusu olan olgular alındı. 
Olgular 0, 1, 2, 7, 30 ve 90.günlerde değerlendirildi. Tinnitus derecesi MML, tinnitus loudnes match, tinnitus loudnes anketi, tinnitus rahatsızlık anketi (0-100 puan), tinnitus handicap indeksi (THI-12), tinnitusa bağlı uyku problemleri teknikleriyle moniterize edildi.




SONUÇLAR
Sonuçta gerekli MML (Minimal Maskeleme Seviyesi) değişimi açısından tedavi başarısız bulundu. Ancak yüksek dozda (0,81 mg/ml) kullanıldığında tinnitus yüksekliği, tinnitus rahatsızlığı, uyku proplemleri ve tinnitus etkisi gibi kriterlerin akut akustik travma veya akut otitis media sonrası olguları için anlamlı ölçüde iyileşme oluşturduğu bulundu. İdiopatik AIK olgularındaki tinnitus yakınmasında faydalı olmadı. İlaca ve intratimpanik uygulamaya tolerans iyi bulundu.

KAYNAK
Heyning PV et.al. Otol Neurotol 2014; 35:589-97.
--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


4 Mart 2014 Salı

YENİ BİR ORTA KULAK İMPLANTI

GİRİŞ

Kemiğe implante edilen işitme cihazları (BAHD-Bone Anchored Hearing Device) işitme cihazı uygulanamayan bazı iletim tipi işitme kayıplı hastalarda yada tek taraflı işitme kaybı olanlarda başın gölge etkisini ortadan kaldırmak için tercih edilirler. Kemiğe yerleştirilen titanyum bir implant aracılığıyla perkutanöz vibrasyon oluşturan transdüser ile iç kulak yapıları yeterli kazanç ve güçle uyarılabilir.

Bu tür implantlarda eksternal abutment (implanta vidalanan cildin dışına uzanan metal bölüm) nedeniyle, ekzema, hipertrofik keloid veya skar ve bazen tüm abutment'ı kaplayabilen.bazı cilt reaksiyonları gelişebilir. Ayrıca osteointegrasyon yetmezlikleri de oluşabilir.

Bu problemlerin aşılabilmesi için, 2 kompenentli bir kemik iletim implant sistemi olan Bonebride (BB) tekniği geliştirilmiştir. İmplantın iç bölümü Kemik İletimi İmplantı (BCI-Bone Conduction Implant) ve Kemik İletimi Titreşen Kütle Çevirimcisi (BC-FMT-Bone Conduction - Floating Mass Transducer) olarak isimlendirilir. Dış bölümü ise İşitsel İşlemcidir. BCI tamamen cilt altına yerleştirilip, cilt dışındaki işleciden manyetik olarak sinyalleri alır. Sinyal vibrasyon enerjisine dönüştürerek iç kulağı stimule edecek şekilde kemiğe iletilir. Cihazın tasarımı implantı kemiğe kaynaşmasını gerektirmez.



MATERYAL VE METOD

Ön çalışma olarak 4'ü ITIK/miks tip işitme kaybı, 1'i akustik nörinom cerrahisi sonrası total işitme kaybı olan 5 olgu çalışıldı.


CERRAHİ TEKNİK

Cihazın BC-FMT bölümünün boyutları 15,8 çaplı ve 8,9 mm yüksekliğindedir. Bu bölümün yerleştirileceği bir kemik yuva açılıp, yerleştirilir. Bu boyutlar CT ile tespit edilmek kaydıyla retrosigmoid veya sinodural açı bölgesine yerleştirilebilir.

Bir kalıp kullanılarak BC-FMT yuvası açılır, vibratör buraya yerleştirilir. Subperiostal olarak BCI yerleştirilip, BC-FMT vidalanarak fikse edilir.



ODYOLOJİK DEĞERLENDİRME

Saf ses  odyometresi ve konuşma testleri preop ve postoperatif olarak yapıldı. Hastaların preop ve postop hava yolu değişim kazancı 23-47,5 dB sağlanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ

Bu cihaz tamamen cilt altına implante edildiği için, önceki modellere göre komplikasyon oranları azalacaktır. Bu teknikle implante edilen cihazlar ile elde edilen kazançlar çok başarılıdır. Takılması LAA veya GAA yapılabilir. İmplantasyon yeri için CT incelemesi gerekir.

KAYNAK
Manrique M, et al. Otol Neurotol 2014; 35(2):216-20.

--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://mustafaasimsafak.blogspot.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


26 Şubat 2014 Çarşamba

ÖKSÜRÜK MEKANİZMASI

GİRİŞ
Öksürük hastaların medikal yardıma yönlendiren en sık yakınmadır. Önceleri öksürük yakınması sürelerine göre sınıflanmıştır: Akut öksürük (3 haftadan kısa süren), Subakut öksürük (3-8 hafta süren) ve Kronik öksürük (8 haftadan uzun süren) (Richard S ve ark. Chest 2008). Laringeal Hipersensitivite (LHS) olarak adlandırılan, ve öksürük mekanizmalarını, öksürüğün eşlik ettiği sendromları, tedavi şemalarını ve davranışsal tedavi tekniklerini açıklayan yeni bir konsept tanımlanmıştır.

EPİDEMİYOLOJİ
İngiltere'de yapılan bir çalışmada rahatsız edici öksürüğün popülasyonun %12'sini rahatsız ettiğini göstermiştir (Morice AH, Chron Resp Dis 2008). Çinin güneyinde Guangzhou bölgesinde yapılan 1087 kişilik bir çalışmada deneklerin %11'inin öksürükten yakındığını, bunların üçte ikisinin subakut, geri kalanının kronik halde olduğunu göstermiştir (Lai K ve ark. Cough 2013). Kagfkas ülkelerinde kronik öksürük kadınlarda fazla, Uzak Doğu'da cinsler arası fark yoktur (Lai K, et.al.Chest 2013).

SEBEP
Öksürük etiyolojisi "Anatomik Tanı Protokolü" ile sistematik olarak araştırılabilir. En sık kronik öksürük nedenleri; 
"Üst Solunum Yolu Öksürük Sendromu" (UACS - Upper Airway Cough Syndrome)
"Öksürükle Seyreden Astım" (CVA - Cough Variant Asthma)
"Gastroesofageal Reflü Hastalığı" (GERD)
"Eosinofilik Bronşit" olarak sıralanabilir. Sayılan bu hastalıkların tümü "Öksürük Hipersensitivite Sendromu" olarak gruplanabilir. Öksürüğün nedeni olarak belirgin bölgesel farklılıklar gösterirler.

Çin'den yapılan 704 olguluk bir çalışmada kronik öksürüğün en sık nedenleri CVA ve UACS, Japonya'dan ise  CVA ve atopik öksürük olarak rapor edilmiştir.
Bölgelere göre sıralamalar farkılık gösterebilir. Hava kirliliğinin yüksek olduğu bölgelerde UACS öne çıkarken, obezitenin yüksek olduğu bölgelerde GERD ön plana çıkabilmektedir.
Global bir öksürük rehberi (cough guideline) yapılabilir, ancak birbirinin içine geçmiş pek çok antite vardır (tablo 1). Asya ülkelerinde eozinofilik bronşite bağlı öksürük oranı %35'e ulaşmaktadır.

Table 1. Regional variation in diagnostic labelling for cough syndromes                 
Cough with eosinophilia                                     Cough with upper airway disorders  
Eosinophilic asthma                                            UACS 
CVA                                                                          Postnasal drip syndrome
Nonasthmatic eosinophilic bronchitis              Rhinitis
Atopic cough                                                           Chronic rhinosinusitis
Allergic rhinitis                                                       Sinobronchial syndrome                       
CVA, cough variant asthma; UACS, upper airway cough syndrome.

Örneğin eozinofili ile seyreden öksürük tanılarının sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor kesin değildir ve hemen tümü de inhalar steroid tedavisine cevap vermektedir. Benzer durum üst solunum yolu hastalıklarına bağlı öksürükler için de söz konusudur. Bu tanımların öksürük mekanizması biraz "larinks irritasyonu" ile ilgilidir ve ayrıca aynı tür tedaviye yanıt alınamayabilir. 

ÖKSÜRÜĞÜN ÖLÇÜMÜ
Öksürüğün ölçülebildiği anketler 78 çalışmanın gözden geçirilmesiyle incelendiğinde en güvenilir olanları "Leicester Öksürük Sogusu" ve "Öksürüğe ÖzgüYaşam Kalitesi Sorgusu" (Cough-specific Quality of Life Quastionnaire) şeklinde görülmüştür. 
Çocuklar için de "Ebeveyn Öksürüğe Özgü Yaşam Kalitesi Sorgisi" ve "Pediatrik Öksürük Sorgusu" güvenilir bulunmuştur. 

"Leicester Öksürük Monitörü" frekansın bulunması için güvenilirdir ancak, diğer cihazlarla korelasyonu değişkenlik göstermektedir. Vizüel Analog Skala ile öksürük frekansını ölçmek daha kolaydır ancak bu tekniğin doğruluğu yönünde bir çalışma yapılmamıştır.
"Capsaicin Öksürük Refleksi Sensitivitesi" (CRS) 30 yılı aşkın süredir kullanılmakta, iyi tolere edilen ve tekrarlanabilirliği yüksek bir tekniktir. CRS 56 çalışmanın 10'unda, antitusif tedavinin etkinliğinin ölçülmesinde güvenle kullanılmıştır. Ancak bu çalışmalarda gönüllü sağlıklı denekler kullanılmış ve tedavi ile CRS inhibisyonu gösterilememiştir.
Hipertonik saline aerosollerine veya mannitol tozuna karşı öksürük provakosyonu testleri yeni bir teknik olarak denenmektedir. Bu teknik astım hastalarını simüle etmekte ve bu tür provakosyon testleri inhalar kortikosteroidler ile inhibe edilebilmektedir (Dicpinigaitis PV, et.al. Respirology 2012). Ancak yine de isotonik saline test sonuçları, kronik öksürük tedavilerinin etkinliği hakkında öngörü yapamamaktadır.

Öksürük dürtüsü (UTC-Urge to Cough) öksürüğün motor hareketinden önceki irritasyon hissidir. UTC modifiye Borg Skalası ile ölçülebilir. Bu ölçüme göre 1 hiç öksürük dürtüsü olmaması, 10 ise maksimum dürtü olarak analog bir skaladır. UTC ve CRS ile birlikte değerlendirilebilmektedir. UTC eşiği (Cu) öksürük provakasyon testleriyle tekrarlanabilir özelliktedir ve öksürük tedavilerinin araştırıldığı çalışmalarda son nokta olmuştur.

ÖKSÜRÜK VE EOZİNOFİLİK BRONŞİT
Alt solunum yollarının inflamasyonu (bronşit) sıklıkla öksürükle seyreder ve heterojen yapıdadır. Asthmada, farklı inflamatuar fenotipler, tedavilere farklı yanıtlar verir. Bu konsept eozinofilik bronşitle seyreden kronik öksürük için de geçerlidir. Eozinofilik bronşit tanımlandığı 1989'dan beri bütün dünyada kronik öksürüğün nedeni olarak tanımlanmıştır. Eozinofilik bronşit ve astım tanısı alan çocuklardaki kronik öksürük, nitrik oksit tedavisine benzer yanıtlar göstermiştir. Eozinofilik bronit olguları kortikosteroidlere iyi yanıt vermektedir. Lökotrien antagonisti olan montelukast tedavisi de eozinofilik bronşite bağlı kronik öksürük tedavisinde etkili bulunabilmektedir (Nimi A. Pulm Pharmacol Ther 2013)

Astım ve eozinofilik bronşitin ikisi de eozinofilik inflamasyon gösterse de, eozinofilik bronşitte hava yollarının yüksek duyarlılığı yoktur. Derin bir inspirasyon normal kişilerde bronş-defansı oluştururken, astımlılarda ilk olarak bu etki oluşmazken hemen ardından paradoksal olarak bronkokonstriksiyon gelişir. Eozinofilik bronşit olgularında da bronş-defansı mekanizması vardır. Eozinofilik bronşjt olgularından alınan bronşial biyopsilerde PGE2 enzimatik yoluna ve artmış PG reseptörlerine ait bulgular görülürken, astım olgularında yoktur. Bronkodilatatör etkisi olan PGE2, eozinofilik bronşit olgularında astmaya benzer inflamasyon geliştiğinde neden bronkospazm oluşmadığını açıklar niteliktedir.

ÖKSÜRÜK VE NONEOZİNOFİLİK ASTIM
Astım, pek çok farklı inflamatuar alt tipleri olan solunum yollarının inflamatuar bir hastalığı olması konusunda fikir birliği olsa da, noneozinofilik astım veya nötrofilik astım hastalarında semptomları ve havayolu hipersensitivitesini nelerin tetiklediği hakkında çok az şey bilinmektedir. Noneozinofilik astım fenotipinde öksürük ve rinit tablosu öne çıkan semptomlardır. Nötrofilik astımda GERD ve rinosinüzit birlikte görülmesi oranları, eozinofilik ve hafifgranülositik (paucigranulocytic) astıma göre daha yüksek bulunmuştur (26).
Nötrofilik inflamasyonlar çocuk ve erişkinlerdeki kronik öksürüklerde görülebilmektedir. 

SENSÖRYAL NÖROPATİ GİBİ ÖKSÜRÜK
Sensöryal hipersensitivite kronik öksürüğün anahtar bulgusudur. Periferal sensitizasyon, artmış kapsaisin refleks hipersensitivitesi ve geçici reseptör kanallarının (TRP-transient Receptor Channels) nöral salınımındaki artış ile ortaya konulmuştur. Santral refleks sensitizasyonu için de kanıtlar bulunmaktadır, ve refraktör öksürük ve nöropatik ağrı gibi santral sensitizasyonla seyreden diğer durumlar arasında önemli benzerlikler vardır. 

Parestezi (anormal duyarlılık) gibi nöropatik ağrılar, hiperaljezi (ağrılı olduğu bilinen bir stimulusun çok hafif tetiklemesiyle oluşan ağrı) ve allodinia (ağrısız bir stimulusla ağrı oluşması) durumlarındaki santral sensitizasyona işaret eden klinik bulgular; laringeal parestezi oluşturan anormal gırtlak algıları veya gıcıklanma halleri, bilinen öksürük uyaranlarına bağlı oluşan artmış öksürük duyarlılığı (hypertussia), ve konuşma veya soğuk hava gibi öksürük oluşturmayan uyaranlarla oluşan öksürük (allotusia) gibi tedaviye dirençli öksürüklerin tanımlanan klinik bulgularıyla paralellik gösterir. Bu bulgular öksürük refleksinin ve nöropatik cevabın santral sensitizasyonuna işaret eder (Chung KF, et.al. Pulm Pharmacol Ther 2013). Kronik öksürükteki bu yeni konsept, gabapentin gibi nöromodülatörler ajanlar ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesiyle desteklenmiştir (Ryan NM, et.al. Lancet 2012). Bu bilgiler, hem öksürük mekanizması, hem konuşma patologları ile terapi, davranışsal terapi veya TRP blokörleri (TRPV1, TRPA1) gibi ilaç tedavilerini devreye sokabileceği için önemlidir.

LARİNGEAL HİPERSENSİTİVİTENİN KONUŞMA PATOLOGLARI TARAFINDAN TEDAVİSİ
Kronik refraktör öksürük olgularında görülen LHS tablosu, Öksürük Hipersensitivite Sendromu olarak isimlendirilebilir ve konuşma patalogları tarafından veya davranışsal düzenlemelere cevap vermektedir. Her iki teknik de, konvansiyonel tedaviye yanıt vermeyen olgularda ses terapisi ve nefes almak tekniklerinin düzenlenmesini kapsar. Fakat bu tedavi teknikleri kronik obstruktif akciğer hastalığında, idiopatik pulmoner fibroziste ve bronşiektazide denenmemiştir ve balgamlı öksürük olgularında faydalı olacağı düşünülmemektedir. Bu nedenle vaka seçiminde dikkatli olunulmalıdır.

Öksürük için konuşma pataloğu tedavisinde eğitim, öksürük supresyon stratejileri, vokal hijyen tedavisi ve psiko-eğitimsel konsultasyonlar yapılır. Eğitim tedavisinde, hastaların davranışlarını değiştirmesi için güçlü mantısal gerekçeler ortaya koınulmalıdır. Vokal hijyen olarak hidrasyon artırılması, reflü için davranış düzenlemeleri, travmatik ses davranışlarının azaltılması ve irritan maddelerin inhalasyon veya yenilmesinin azaltılması gerekir.

Bu tedavi yaklaşımlarıyla semptomlar azalır, CRS azalır, ses kalitesinde artma ve laringeal duyarlılıkta düzelme oluşur. Öksürme ile  öksürüğün basınçlı fazında ses kıvrımları ve aritenoidlerin kapanışındaki belirgin mekanik güç nedeniyle, ve mekanik stres ve aşınma oluşturan ses kıvrım mukozasında etkili olan güçlerin amplitüdü ve yüksek hızı laringeal disfonksiyona neden olmaktadır. Güçlü yada sessiz bir öksürükle laringeal uyarılma uyusu ddeğişmediği halde, su içme ile rahatlama sağlanabilmektedir.

LARİNGEAL HİPERSENSİTİVİTE VE SES KIVRIMI DİSFONKSİYONU
LHS konsepti faydalı bir şekilde ses kıvrımı disfonksiyonları, globus, kas gerilim disfonileri, ciddi astım, işle ilgili laringeal semtomlar, seçkin atletlerdeki öksürük semtomları, Dünya Ticaret Merkezine saldırı gibi felaketler sonrasında gelişen respiratuar semptomlar gibi çok geniş bir yelpazedeki hastalıklara da uyarlanabilir. 

LHS konseptinin bu denli geniş uyarlamaları, bu tür sendromların belirlenmesine ve tedavi yaklaşımlarına ışık tutması açısından önemlidir, ve ölçüm tekniklerinin geliştirilmesine, konuşma patolojisi tedavileri ile ilgili çalışmaların etkinliğinin araştırılmasına ihtiyaç vardır.





KAYNAK
Gibson PG, et.al. Mechanism of Cough. Current Opinion 2014;1(14);55-61.
--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

          TR     +90 532 361 18 90


22 Ocak 2014 Çarşamba

Koanal atrezi tedavisi

Konjenital koanal atrezi çocukluk çağında hava yolu tıkanıklığına yol açan nedenlerden birisidir. Yaklaşık 5000 doğumda bir görülen bu problemin cerrahi tedavisi sırasında stent uygulamaları ve mitomisin kullanımı gündeme gelmektedir. Bu konu hakkında ABD’den Carter ve arkadaşları tarafından yapılan ve International Journal of Pediatric Otolaryngology dergisinde yayınlanan bir makale hakkında anabilim dalımız eğitim saatinde sunulmak üzere hazırladığım dosyaya aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Prof.Dr. Haldun OĞUZ
www.haldunoguz.com

Koanal atrezi tedavisinde stentler ve mitomisin uygulamasının etkinliği – IJPORL 2014

15 Ocak 2014 Çarşamba

DOMUZ KARTİLAJINDAN TÜRETİLMİŞ ÇATI MADDESİ ÜZERİNDE EKİLMİŞ KIKIRDAK HÜCRESİ KULLANILDIĞI DOKU MÜHENDİSLİĞİ İLE TRAKEA REKONSTRUKSİYONU

GİRİŞ
Larinks kanserlerinde veya pediatrik subglottik sttenolarda parsiyel trakea rekonstruksiyonu sık uygulanan bir yaklaşımdır. Larinksin anatomik ve fizyolojik özellikleri nedeniyle kostal kartilaj, bukkal mukoza veya sentetik materyal kullanılmasıyla yapılan trakeal rekonstruksiyonların etkinliği tartışmalıdır. Trakea yapısının C-şekilli kartilajlar, respiratuar epitel, düz kaslar ve kan damarları içeren bağ dokusundan oluştuğu iyi bilinmektedir. Trakea kartilajı hava yolu için havayolu oluştururken, mukosilier klirens için solunum epiteline de destek sağlamalıdır. Uç uca anastamoz yöntemi çok iyi  sonuçlar sağlasa da bu her hasta için mümkün olamamaktadır. Montgomery T-tüp tekniği, kostal kartilaj greft, SCM fasyası veya serbest flep gibi konvansiyonel teknikler trakea rekonstruksiyonundan beklenen şartları tam olarak sağlayamamaktadır. 
Vacanti ve ark. fareler üzerinde doku mühendisliği ile elde edilen kartilaj ile küçük trakeal defektleri onarmalarından beri ümit veren bir alternatif olmuştur (C.A. Vacanti, K.T. Paige, W.S. Kim, J. Sakata, J. Upton, J.P. Vacanti, Experimental tracheal replacement using tissue-engineered cartilage, J. Pediatr. Surg. 29 (2) (1994) 204–205, discussion 201–204.). İmpante edilen dokunun ekstraselüler matriksi iyi bir mekanik destek olurken, kan damarları ve respiratuar epitelin rejenerasyonu için de iyi bir çatı oluşturmaktadır. Daha önce fibrin ve hyaluronik asitden oluşan komposit jel ile trakea rekonstruksiyonu raporlarımızı yayımlamıştık (H.J. Hong, J.S. Lee, J.W. Choi, B.H. Min, H.B. Lee, C.H. Kim, Transplantation of autologous chondrocytes seeded on a fibrin/hyaluronan composite gel into tracheal cartilage defects in rabbits: preliminary results, Artif. Organs 36 (11) (2012) 998–1006.).  Bu madde doku atılımı reaksiyonu göstermemiş ancak yeni kartilaj formasyonu açısından etkili olamamıştır. Domuz kartilajından elde edilen çatının (PCS - Porcine Cartilage-derived Substance) doku mühendisliği ile trakea rekonstruksiyonu açısından kondrogenezis için iyi bir ortam oluşturabileceğini düşündük. Bu çalışmada PCS ile allogenic kondrosit kültürü ile elde edilen doku ile reknostruksiyona ait sonuçları endoskopik, kradyolojik, histolojik olarak değerlendirmek istedik.

MATERYAL METOD
Kondrositler tavşan dizintden izole edildi. Tiletamine (4 mg/kg) ve Zolazepam (4 mg/kg) ile anestezi altındaki tavşandan steril olarak diz kartilajı alındı. Teknik ayrıntıları etraflıca bildirilen yöntemlerle iki pasaj üsetilen kondrositler kullanıldı.



PCS domuzun ön ve arka ayaklarındaki eklem kıkırdaklarından ayrıntılı teknik işlemler ile edilmiş. 
 


Bu PCS üzerine tavşan kondrositleri ekilip, 7 hafta sonra elde edilen doku greft olarak kullanılmış. Elde edilen greft 12 haftalık 6 tavşan üzerinde cerrahi olarak trakea rekonstruksiyonunda kullanıldı. Genel anestezi altındaki tavşanların trakealarında 5x10 mm.lik bir bölüm çıkarılmış, ve üretilen doku ile rekonstrukte edilmiştir.
Post.op. 2, 4 ve 8.haftalarda 4 mm.lik rigid teleskopla bronkoskopileri yapılmış, CT çekilmiş, İnverted mikroskop ve yüksek hızlı kameralarla 6 ayrı sahadan silier fonksiyonlar kaydedilmiş.

SONUÇLAR
Kondrositlerin sağkalımı yeşil-kırmızı flöresan tekniği ile ölçülmüş.
Post.op. dönemde bütün tavşanların solunum fonksiyonları iyi seyretmiş. Bronkoskopi görüntülerinde epitel ile döşenmiş ve stenoz oluşturmayan lümenler görüntülenmiş. 2..hf erken dönem dönemde minimal bir skar görülse de, bu durum 8.haftada tamamen remodelinge uğramış.



CT ile herhangi bir stenoz hali görüntülenmemiş.


Histolojik olarak yeni kartilaj hücrelerinin daha büyük ve kalın olduğu görülmüş. 2.haftada bir miktar granülasyon dokusu varken, 8.haftada düzeldiği görülmüş. Rejenerasyon alanındaki  silier epitel 2.haftada bir miktar bozuk yapı gösterirken, 8.haftada tamamen orjinal epitel görünümüne ulaşmıştır.
Silier fonksiyonlar 2.haftada kötü iken, 8.haftada control dokusundakinden istatistiksel olarak farklı bulunmamıştır.



TARTIŞMA
Kıkırdak dokusu hipoksiye dirençli olup, erken dönemde difizyon ile hayatta kalmaktadır. Kan ve lenf akımının olmayışı immonolojik olarak greftin muaf kalmasını sağlamaktadır. Buna benzer kondrosit implantasyonları bazı ortopedik osteochondral defektlerde başarıyla kullanılmaktadır. Bu tür doku transferi için hücreler için bir çatı kullanılması çok önemli olmaktadır. Fibrin ve hidroksiapatit (HA) çatı kullanıldığında oluşan yeni kartilaj dokusu orjinaline göre çok farklı ve yetersiz olmaktadır. Eklem cerrahileri için yeterli olsa da, trakea rekonstruksiyonu için istenilen fiziksel destek ve epitel rekonstruksiyonu için yeterli olmamıştır. 
PCS elde edilmesi kolay ve bol bir materyaldir ve poroz yapısı kartilaj dokunun rejenerasyonu için ideal bir yapı oluşturmaktadır. Bu çalışmada yeşil-kırmızı flöresan tekniği ile impqlante edilen kartilaj hücrelerinin %90 üzerinde canlı kalabildiğini göstermiştir. Bunun PCS içindeki sitokinler, growth faktör ve diğer fonksiyonel proteinler nedeniyle olabildiği sanılmaktadır.
Çepeçevre doku kayıpları için bu tekniğin kullanılmasının bazı kısıtlamaları olabilir. Elde edilen greftin fiziksel dayanma gücü tam olarak istenildiği kadar olmayabilir. 

KAYNAK
Yoo Seob Shin, Bum Hee Lee, Jae Won Choi, Byoung-Hyun Min, Jae Won Chang, Soon Sim Yang, Chul-Ho Kim. Int J Ped Otolaryngology 2014; 78:32-8.

Prof.Dr. Mustafa Asım Şafak
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90


8 Ocak 2014 Çarşamba

Yaşlılarda yutma frekansı


Genç bir erişkinin günlük yutma frekansı ne kadardır? Yaşlılıkta bu durum nasıl değişir? Yatağa bağımlı olan veya fiziksel kısıtlıklıkları olan yaşlılarda farklılıklar nelerdir? Bunlar ve benzeri soruları cevaplamaya yönelik Tanaka ve arkadaşlarının yaptığı, klinik akademik saatinde sunulmak üzere hazırladığım bir çalışmanın özetine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

İNATÇI EFÜZYONLU OTİTİS MEDİA TEDAVİSİNDE YENİ BİR CİHAZ

GİRİŞ
Efüzyonlu otitis media (EOM) çocuklarda işitme kaybına neden olan inflamatuar bir sıvının orta kulakta birikimidir ve okul çağı öncesi hemen her çocukta en az bir atak şeklinde görülmektedir. Tanı otomikroskopi, impedansmetre ve pnömotik otoskopla yapılır. 
Eustachian tüpü (ET) orta kulak ventilasyonu ve proteksiyonu için önemlidir. Çocuklarda ET kısa, yumuşak ve daha horizontal yerleşimli olup fonksiyon bozukluğuna neden olur. Tüp maturasyonu özellikle 7 yaşından sonra gelişmektedir ve EOM insidansı da azalmaktadır.
Orta kulak hastalığı olan çocuklarda, ventilasyon amacıyla ET'nin aktif açılış kabiliyeti zayıflamıştır. Bu haldeki çocuklar için ET ortalama zorlu açılış basıncı yakleşık 30-/+15 cm su kadardır (E.M. Mandel, J.D. Swarts, M.L. Casselbrant, K.K. Tekely, B.C. Richert, J.T. Seroky,
et al., Eustachian tube function as a predictor of the recurrence of middle ear effusion in children, Laryngoscope (April) (2013) 2285–2290).
EOM için orta kulağın ventilasyonu amacıyla kulak zarına tüp yerleştirilmesi en sık uygulanan cerrahi yöntemdir. VT tatbiki için öne sürülen birtakım komplikasyonlar vardır. Orta kulağın ET yoluyla ventilasyonu için çeşitli yöntemler denenmiştir. Otoinflasyon için en sık kullanılan ve modifiye edilen yöntemler Valsalva manevrası ve Politzer metodlarıdır.
Valsalva  manevrasında ağız ve burun kapalıyken zorlu nefes verme hareketi yapılır. Politzer metodunda, bir burun girişine yerleştirilen pozitif basınç uygulayan bir pompaya bağlı prob yardımıyla, diğer burun kapatılmışken, yutkunma sırasında pozitif basınç uygulanır. 
Bu tekniklere bağlı birtakım faydalı sonuçlar rapor edilmiş ancak klinikte kullanımları hep sınırlı kalmıştır. Valvalve manevrası ve Politzer tekniğinin birlikte kullanıldığı çalışma yoktur. Bu çalışmada her iki tekniğin birlikte kullanılacağı bir teknik tarif edilmiş, sonuçları bildtirimiştir.

METOD
Valsalva ve Politzer manevralarının birlikte kullanılabileceği non-invazif bir alet geliştirilmiştir. 

Bu cihazda yüze uygulanan bir maske (1), bir T-tüp (2) ve bu tüpün bir ucu maskeye, bir ucu bir balona (3), son ucu el ile sıkılan bir pompaya (4) bağlıdır. Pompa çocuklar ile test uyumunun sağlanabilmesi için oyuncak bir ayının (5) içine yerleştirilmiştir.Maske boyutlarına göre çocuğun yüzüne burun ve ağızı örtecek şekilde yerleştirilir. Balon basınç regülasyonu ve doğru manevanın kontrol edilebilmesi için kullanılır. Balon aynı zamanda hava rezervuarı olup, birkaç saniyeliğine karşı basınç sağlamaktadır. Değişik açılış basınçları için 20, 40 ve 60 cm su olarak ayarlanmış 3 farklı balon kullanılır, Balonların ilk şişme direncinin kırılması için 5 kez şişirilmesi gerekmektedir. Balonlar yaklaşık 50 şişmeye kadar aynı direnç özelliklerini korumaktadır.
El ile sıkılan balon yaklaşık 250 ml kapasitelidir. Pompa Politzer manevrası için kullanılacaktır. Pompanın aşırı basınç uygulamasını önlemek amacıyla sisteme 40 cm su eşiğinde bir emniyet valvi konulmuştur. Bu vals çocuğun değişik balan dirençlerine bağlı olarak 60 cm su basıncına kadar üfleme yapmasına izin verecek şekilde yerleştirilmiştir.

ALETİN VENTİLASYON YÖNTEMİ
Yaşları 3-6 arasında olan EOM tanısıyla izlenen ve timpanogramları C2 veya B olan 10 çocuk üzerinde alet denenmiştir. Tanının kesinleştirilmesi için otomikroskopi de yapılmıştır. Önce 20'lik balonla başlanarak, en az bir kulağında ET açılmasını moniterize eden çıt sesi duyulana kadar balon direnci artırılmıştır.  Çocuk çıt sesini duyduğunu ifade ettiğinde otomikroskopi ile zarın pozisyonu, zar gerisinde hava kabarcığı, hava-sıvı seviyesi vb değişiklikler kaydedilmiştir. Tedavinin tamanlanmasından 20 dk sonra otomikroskopi ve timpanogram tekrar yapılmıştır.

ETKİNLİK VE KOMPLİANS
Etkinlik ve komplians yaşları 2-7 arasında olan ve en az 3 aydır EOM tanısıyla izlenen ve VT iin cerrahi bekleyen 45 çocuk ve ailesi ile çalışıldı. Astımı, kalp yetmezliği, kraniyofasiyal anamolisi, aktif otolojik hastalığı, otoresi, önemli retraksiyon cebi, sistemik hastalığı olanlar çalışmaya alınmadır.
Çocuklar 2-4 hf boyunca günde 2 kez, her seferinde en az 20 üfleme yapmaları istendi. Çocukların uyumu, etkinlik, yan etkiler, işlemler sırasındaki diğer rahatsızlıklar bir tablo ile takip edildi.
İlk hafta içinde bir üst balona geçildi. Testler sırasında hastanın kulaklarında çıt sesi hissetmesi, hava veya sıvı hissetmesi, değişik bir rahatsızlık hissetmesi, işitmesinde değişiklik hissetmesi gibi bir durum oluştuğunda daha fazla balon boyutu büyütülmesine gidilmedi.
Çocuklar haftalık olarak doktor veya hemşire tarafından takip edildi. 2 hf içinde olumlu cevap alınmayanlar 4 haftaya kadar uzatıldı. Ancak yöntem 4 haftadan daha uzun süre denenmedi.


ÖLÇÜMLER
226 probe tonlu timpanometre cihazı kullanıldı. Gradient farkı 0,1'den az olanlar veya düz eğriler tip B olarak kabul edildi. Kulak basıncı -399 ile -200 arasında olanlar tip C2 kabul edildi.  Tip C1 ve A timpanogramlar EOM olarak kabul edilmedi. Tip B ve C2 timpanogramlar çalışmaya katılma kriteri olarak kabul edilmiş, B'den C2 dönüş daha iyi hale geçme, C1 veya A tipe geçiş tam düzelme olarak kabul edildi. Değişme gösteren ve tam düzelen sonular cevap verenler, değişme göstermeyen veya kötüleşen sonuçlar cevap vermeyenler olarak tanımlandı. 

SONUÇLAR
Cihazın ventilasyon yeteneği 10 çocuktan 8'inde tespit edildi. Bunlardan 6'sında havalanma 40, 2'sinde 60 cm su ile  oluştu. Otomikroskopik zar değişimleri 10 çocuktan 7'sinde oluştu. Bunlardan 4'ü 30, 3'ü 60 cm su ile  gerçekleşti. Timpanometrik CEVAP VERME 7 çocukta, 4'ünde 30 cm su ile gelişti. 10 çocuktan birinde ne ET açılması, ne otomikroskopik değişim, ne de timpanometrik  CEVAP VERME oluşmadı.
45 çocuktan 8'i çalışma dışı bırakıldı. 23 olgu çalışmaya alınırken, 14 çocuk kontrol grubu olarak alındı. Çalışmanın 1.haftasında cerrahiye alındığı için inflasyon grubundan 3, kontrol grubundan 4 çocuk çalışma dışı tutuldu.
Son olarak 21 çocuğun 42 kulağından 35'inde B tip, 7'sinde C2 timpanogram vardı. Kontrol grubundaki 10 çocuğun 20 kulağından 17'si tip B, 3'ü tip C2 timpanogram halindeydi. Tedavi grubunda 22 kulakta tam düzelme, 13 kulakta iyileşme oluştu. 7 kulak aynı kalıp, kötüleşme olmadı. Kontrol grubunda 3 kulakta normale dönüş, 3 kulakta iyileşme, 12 kulakta normal aynı kalış ve 2 kulakta kötüleşme gelişti.
Tedavi grubundaki 21 çocuktan 7'sinde bilateral, 8'inde unilateral tam iyileşme oluşurken, kontrol gurubunda sadece 1 olguda bilateral, 1 olguda da tek taraflı iyileşme gerçekleşmiş oldu.
Tedavi grubunda ortalama orta kulak basıncı -385'den -179'a değişmiş oldu. Kontrol gurubunda bu -376'dan -337'e dönüştü.
Toplamda tedavi grubundaki kulakların %83'ü, kontrol grubunda %30'u CEVAP VERME tanımına giriyordu.
Otomikroskopik değerlendirmeye göre tedavi grubundaki kulakların tümünde EOM varken, 16 kulak hasta olarak kaldı. Kontrol gurubundaki tüm kulaklardaki müspet otomikroskopik bulguların 16'sı hala aynı durumdaydı.
Tüm çocuklar içinde 2 yaşındakilerin tümü tedaviye tam uyum sağlayabilmişti. Ancak 2 çocukta sabahları duyulan zaman kısıtlılığı nedeniyle tedaviye uyum sağlanamadı. Hiç bir hastada komplikasyon olmadı ve  çalışma süresince yeni bir ÜSYE gelişmedi.

TARTIŞMA
Otoventilasyon için üretilen cihazlardan biri de OTOVENT olarak adlandırılmıştı (S.E. Stangerup, J. Sederberg-Olsen, V. Balle, Autoinflation as a treatment of secretory otitis media. A randomized controlled study, Arch. Otolaryngol. Head Neck Surg. 118 (February (2)) (1992) 149–152). Ancak bu cihazın çocuklara uyumu iyi değildi. Bu çalışmada sadece 2 olgu başka nedenlerle uyumsuzluk  gösterdi.  
Otovent ile C2 timpanogram olguları, B tip olgulara göre daha  iyi cevap vermişti. Bu çalışmada böyle bir fark görülmedi ve tip B timpanogramı olan olguların %86'ısıne cevap alınmıştır.

KAYNAK
Bidarian-Moniri A, Ramos MJ, Gonçalves I, et.al. Int J Pediatric Otorhinolaryngol 2013; 77: 2063-70.
--
Prof.Dr. Mustafa Asım ŞAFAK,
Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi
Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı
KBB Anabilim Dalı Başkanı
NEMJ Baş Editör
Lefkoşa, KKTC 

Mobile Phone KKTC: 0 542 877 55 66 
                         TC: 0 532 361 18 90
http://masafak.tripod.com


ŞAFAK MA, MD.
Professor of Otorhinolaryngology
Head of Otorhinolaryngology Department
President of Surgical Science Division
Near East University, Faculty of Medicine
Chief Editor of Near East Medical Journal

GSM: TRNC +90 542 877 55 66
          TR     +90 532 361 18 90